13 Eylül 2010 Pazartesi

Pazarları keyif yapmak gibisi yok....






Altı gün boyunca oyun oyna,o camdan bu cama koştur,anneyi bekle,babayı bekle,yemek ye,temizlen derken koca bir haftayı daha bitirdi benim oğluşum.Ama nedense bu hafta geçen haftalara göre daha yoğun geçti sanırım.Eeee tabi bi o camdan kim geldi bu cama şimdi kim gitti.Sanki mahallenin muhtarının kedisi herşeyden haberi var oğluşun.

Sonunda haftanın 7. ve son günü olan pazar geldi.Oooo oğluş için en güzel gün annesi babası evde daha ne olsunki.Tabii sürekli geçip gidende yok evden herkes tatil yapıyor.Benim oğluşum nesi eksik ki.Saat öğlen 3-4 civarı yatak odasında yanlız yatmakdan sıkıldığı için salona yanımıza geldi.Şöle bir bakındıkdan sonra kendini hop koltuğun üstüne attı.Bende hafifden serin olduğunda polar sabahlıkla dolanıyordum sonra sıkıldım koltuğun üstüne bırakmıştım.Önce beni patileri ile itekleyip kendini koltuğun iki minderinin arasına yerleştirdi.Ve başladı pazar şekerlemesine..... :) Eeee kedi olmakda zor iş :))

5 Ağustos 2010 Perşembe

Bahçemdeki yabancı :))






Bu sabah,oğlumun pikeyi üstümden çekişi ile uyandım.Sen gece gel yanıma boylu boyunca uzan sonrada hafif rüzgar çıkıncada pikeyi patiği ile çek üstüne ört uykuya devam et. Sabah hava hafiften bir serin oluyor ya işte o serinliğe uyandım. Sonra neden açıkta yattığımı anladım ve güldüm.Biraz oğlumun yanına yattım,sevdim,öptüm en sonunda oda bende kalktık. Ben iş için hazırlandım,giyindim,oğluşa mama koydum falan derken tam çıkacağım evden birde pencere ve bahçe kapısını kontrol edim dedim. Bahçe kapısında birde ne göreyim. Minnoşun biri gizlice bahçeme girip koltuğa bayılmış.Hemde ne bayılma... Yorumları size bırakıyorum ama sabah ben çok güldürdü bu ufaklık... İyiki varlar :)

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Silverline'nin Rafi'si varsa bizimde minnoş gibi Fifi'miz var..








Çok uzun zamandır işlerden güçlerden bir türlü yazmaya fırsat bulamamıştım.Zaten son bir haftadır da ben ve diğer denetçi arkadaşlarımla şehir dışındaydık. Ama bu denetimin diğerlerinden çok büyük bir farkı vardı. Öğrenmek için okumaya devam edin :))

27 Temmuz 2010 saat gece 22:15 civarında tam fabrikada denetim yaparken,kulağıma gelen ince bir "miyuvv miyuvvv" sesi ile irkildim.Hemen pencereye koştuğumda minicik bir kediciğin yolda annesini aradığını gördüm.Tabii durur muyum bütün işi gücü bırakıp fabrika dışındaki kediciği almaya gittim.Çağırınca hemen yanıma geldi,hemen kucağıma alıp bütün şaşkın bakışlar içinde onu toplantı odasına getirdim.Işıkta çok daha minik olduğu gözlerinin bile tam görmediğini anladık.Yürürken poposunu taşıyamayan, kirloş, sümüklü, sıska ve yaşlı suratlı erkek bi minnoş ama şanslı bir minnoş çünkü bize denk geldi.Benim onu yukarı çıkartmamdan 5 dakika sonrada fabrikanın köpeklerini dışarıya saldılar dolaşsınlar diye, muhtemelen bu yavruyu biri öldürmüş olacaktı. Ama kurtuldu ve bir anda 3 tane annesi oldu.Hemen ıslak mendillerle temizledik,kulağının içindeki büyük keneyi çıkardık.Yıkama ihtimalimiz yoktu çünkü daha 1 aylık falandı sanırsam. Sonra ıslak mendilleri biraz pipişine sürttük böylece annesinin onu yaladığını sanarak çişinide yapmış oldu. Ama hala o ince sesi ile miyuvv miyuvv diye bağırıyordu. Yemek yedirmek zorundaydık.Çok minik olduğu için kaptan içmesini bilmiyor bütün yüzünü kabın içine sokuyordu.Sonra kusenim Duygu (blogdayaparımkariyerde)' nin aklına tom ve jerryden kalma bir fikir geldi.Mutfakdan çaycı kızın plastik ameliyat eldivenlerinden aşırdı.Saat geç olduğundan elimizde olan activa probiyotik yoğurdu su ile karıştırıp 4 parmağı bağlanmış eldivenin içine doldurdup eldivenin 5. parmağını deldip minnoşun ağzına verdi.Oda annesinin memesi gibi kabul edip emdi.Artık doymuştu ama anne sıcaklığını arıyordu.Hemen bir kutu bulduk birazda kumaş parçası onuda içene koyduk. O gece denetim sabah 2,5'1 kadar devam etti. O saatten sonra onu fabrikada bırakamazdık.Hemen sardm sarmaladım onuda çantama attım ve gizlice otele soktum.Gece beraber kaldık.Kolumun altına girip uyudu bütün gece ama sabah mama yedirmek için kucağıma aldığımda ilk işi çişini üstüme yapmak oldu serserinin.Sonra süt annesi ona süt buldu ve o gün hep süt içti.Bilmem merak ediyor musunuz bilmiyorum ama Probiyotik yoğurt çok işimize yaradı.Ertesi gün minnoşun bütün bağırsakları temizlendi.Bu arada 3. anne olan çiğdem ise sadece sevdi ve mama verirken tuttu onunda hakkını yemiyelim.
Hepimiz bir anda bu çirkin minnoşu çok sevdik.Ne yapacaz ne edecez derken kim bakacak bu yavru öle parçalarlar,bizim evde kedilerimiz var olmasa götürürüz derken.Orada çok sevdiğimiz arkadaşımız Zehra'ya durumu anlattık.Oda bize bir kedisi olduğunu onu yavruladığını ama yavrularını erkek kedilerin parçaladığını bu kedinin de onun yavrularına çok benzediği için kabulleneceğini ve onu rahatlıkla emzireceğini söyleyince bizde içimiz rahat bir şekilde yavruyu ona teslim ettik.
Sonra hazırlanmak için otelimize döndük.Duş,bavul topla,giyin derken akşam 8 sıralarında Zehra aradı bizi.Anne bizim minnoşu kabul etmiş yalamış temizlemiş,fakat bizim minnoş bize hemen alışınca Zehra'nın peşinde dolaşıyormuş.Yani hiç bir sorun çıkmamış.Sanırım aç kalınca memede emmeye başlar.Bizde içimiz rahat bir şekilde İstanbul'a geri döndük. Ama aklımız ve kalbimizin bir yeri orada FiFi'nin yanında :))

(NOT : Adı neden mi fifi? Çünkü o firmanın kıl kuyruk bir insan kaynakları müdürü vardı.Asıl adı Rıfat'mış ama herkes ona Rafi diyormuş.Bizde madem sizin Rafi'niz var o zaman bizimda Fifi'miz olsun dedik.Ve adı FİFİ oldu.İnsan Kaynakları müdürüne atıfen :))) )


28 Haziran 2010 Pazartesi

Güvenle uyumak....





Kışın soğuğunda,yazı sıcağında,bazen yatakta,bazen koltukta yada seni seven birinin kucağında veya ayaklarının dibinde sırtını onun sıcaklığına vererek güvenle uyumak ne kadarda güzeldir.Birilerinin sana güvenmesi ve yanında rahat,mutlu,huzurlu hissetmesi ve bunu hissederken de bu hissi sana da yaşatması ne muazzam bir duygudur.Onun yatışını seyrederken bu hissi yaşamaya doyamaz ve hiç bitmesin der durursun.
İşte bu güven ve sevgi duygularıyla kendini bazen koltuğa bazen yatağa atanda benim minnoş oğlum patişim.Her akşam biz yatarken bizi odamıza kadar götürüp.Sonra kendi yemeğini suyunu ve tuvaletini yaptıktan sonra fokur fokur yanımıza gelip önce uyuyup uyumadığımızı kontrol eder.Eğer uyumadıysak bu hala oyun oynayabiliriz demek ki o zaman yandık.Ama eğer uyuyorsak gelip gıdıktan kendini öptürür zaten mecburen öpmek zorudayım çünkü ağzımla burnum arasına yatar.Gıdık gıdık yaptıktan sonra daha rahat bir yere yatmak için anne ile babasının arasına boylu boyunca yatar.
O yayıldıkça biz rahatı bozulmasın diye kıpırdamayız.Sabah kadar bizimle güvenle uyur hatta ben bazen üşür diye kalkıp üstünü örterim hafifçe sesi bile çıkmaz.Sabah 6,5-7 gibi uyanıp,yanıma gelir örtüyü kaldırıp hadi gel derim hemen gelip örtünün içine girer kafasını yastığa koyar bir patisinide boynuma gıdışınıda dudaklarımın üstüne koyar.Ben ona gıdış gıdış yaparım o fokurdar sonra biraz daha uyuruz.Sabah 8 artık kalkma saatimiz uyandırmak için bütün muzurlukları yapar.Ama herşey rağmen onu ne kadar sevdiğimizi ve ona ne kadar aşık olduğumu bilir...

22 Haziran 2010 Salı

Patiş ve yaz bahçesi....





Yeniden herkese merhaba;
Çok uzun zamandır işden güçden vakit ayırıpda yazmak kısmet olmadı.Ama bugün artık rahatlığa kavuştum diyebilirim.Yokluğum sırasında celebi74'ümle birlikde her sene hazırladığım yaz behçemin hazırlıklarına başladım.Benim bir balkonum olmadığı için direk çıkışım apartmanın ortak alanı olan bahçeye,ama bahçe o kadar bakımsızdıki perdeyi açıp bakmak bile istemezdiniz.Yerler beton 5 adım ilerimde boyası gitmiş akmış çatlamış patlamış uzun bahçe duvarı...Ne kadar kasvetli soğuk..
Sonra bütün malzemelerimi aldım.Ve ustam Çelebi74'ü aradım.Gerisini zaten o kendi bloğunda dayanamamış anlatmış.O yüsden bahçe hazırlığını daha fazla uzatmıycam.Ama buna en çok oğluşum sevindi.Çünkü bütün gün o camdan bu cama koşturup duruyor,bulduğu en soğuk taşa yatıyordu.Hatta sırf bu yüsden traş bile oldu.Hatta kendine yeni bir imaj yaptık değişiklik olsun diye.Gerçi biz bile bu havada baygınlık geçirirken onun geçirmesi normaldir.Ama hepsini çözdük.Şimdi ise gözü sürekli bahçede,işden eve gelince direk bahçeye çıkan balkon kapsının önünde durup anneyi bekliyoruzki kapıyı açsın ve dışarda otursunlar.Koklasın oynasın duvardaki kelebekleri yakalasın.Hatta gelen kelebeklerin peşine atlasın,böceklere patisi ile bassın ama bıraksın (yiyemio midesi çünkü bulanıyor) yada dışardaki yabancı kedilere göz dağı versin.Ama ben en çok takla atan güvercinleri seyretmesini seviyorum.O ise serinlikde yanı başımda uyumayı...
İşte benim iki canım biri oğluşum,diğeri balım iyiki varlar ..Teşekkürler..
http://celebi74.blogspot.com/2010/06/yazbahcesi.html

19 Nisan 2010 Pazartesi

Yalnız kaldığını düşündürmek istiyenler senden daha yalnızlar,Arkandan kuyunu kazanlar onları bırak bir gün başkasıda onların kuyusunu kazar.

Bir gün uyandığında yanında etrafında hiç kimseyi görmediğin bulamadığın oldumu hiç?Ya etrafına baktığında herkesin senden uzaklaştığını yapayalnız ortada kaldığını düşündün mü?Peki en sevdiğin insanların arkandan iş çevirip seni sensizliğinle bile bırakmadıklarını onu bile kıskançlıkları düşüncesizlikleri ile öldürdüklerini ve defalarca kendimizi neden diye sorguladığın damı olmadımı?İyi düşünelim :)
Mutlaka herkes hayatının bir döneminde bu düşünceleri hissetmiş veya yaşamıştır.İnsanoğlu kıskanç,egoist,karşılık bekleyen,kendini düşünen bencil varlıklardır.İçlerinden çok azı bu duyguları yaşayarak aşmıştır.Aşamayanlar ise devamlı aynı olayları yaşayıp hala aynı dersi öğrenmeye ve her defasında da bundan bir sonuç çıkaramadıkları için bu kısır döngünün içinde boğulup gitmiş en sonunda da yaşadıklarını kabullenip susup oturmuşlardır.Kimse ama hiç kimse suçu önce kendinde aramayı düşünmez.Karşı tarafı suçlamak her zaman daha kolay ve gönül rahatlatıcıdır.Herkes kolayı seçer ve bu seçime kendini inandırıp hayatını öyle yaşamaya devam eder.Fakat unuttuğumuz tek şey kimse bu hayatta yalnız kalmaz.Kalamaz yalnızlık Allah'a mahsustur.Aynı duyguları,düşünceleri,hisleri yaşıyanlar birgün mutlaka bir yerde buluşur.Belki sanal belki gerçek ve hep birbirlerine destek olur belki manevi belki hissi belki maddi ama yanyana omuz omuza olur.
İşte blog dünyasıda bunlara en güzel örneklerden diyebiliriz.Farklı yaşantılardaki farklı hayatlar yaşıyanlar ortak bi çatı altında birbirlerini bulmaya karar vermişler.Hayatlarında bir değişiklik bir farklılık yaratma yolunda bu işlere gönül vermişler.Kimileri çok güzel yemek yapıyor,kimileri el marifeti beceresi,bazıları hem yemek hem el işi bir grup da hayatını anılarını yazıyor kimiside o anıları fotoğraflara döküyor.Ama düşünceler ortak sevgi anlayış birlik beraberlik paylaşım ve bu duygular çıkarsız hesapsız diye düşünüyordum.Daha çok yeni olmama rağmen gördümki blog dünyasıda kirlenmiş.Gruplara ayrılmış,kıskançlıklar başlamış.Yazık mı olmuş?Bence olmamış.Herkes kimliğini açığa çıkarmış rengini belli etmiş.Kişiler yanlızmı kalmış.Tabiiki kalmamış.Sonuçda herkes kendi karakterine,duygularına ve düşüncelerine yakın olanlarla bir araya gelmiş.Demekki yalnız kaldım duygusuna kapılmak yanlış bir hismiş.Bir gün o gruplaşmada kendi içinde gruplaşmaya gidicek ve gene kimse yanlız kalmaycak.
O zaman kimse üzülmesin yalnızım,dışlandım,arkamdan vuruldum diye her yerde kişilerin düşüncelerine uyan insanlar var.O zaman hayat devam ediyor demekdir...Bırakın siyah gri ile arkadaş olsun beyaz sarı ile aydınlığın içinede karanlık girmesin :))

6 Nisan 2010 Salı

Minik zebra balığının başına gelenler... :)





Benim için hala bebek ve oyun oynamak istiyor ama ben bir türlü enerjisine yetişemiyorum. Zatende ben onunla oyun oynamak değil onu yakalayıp bir güzel mıncıklamak istiyorum ama oğluş buna bir türlü müsade etmiyor.Bir akşam işden geldim ve yemek hazırlamak için doğru mutfağa gittim.Malum babacık gelicek ve ona mama yapmak lazım.Patişde peşimden geldi.Oyun oynamak için sürekli ya bacağıma saldırıyor yada paçamı çekiştiriyor. Bende gözümle ona atabiliceğim ve onunda oyun oynuyabiliceği ne var diye etrafıma bakınıyorum.En sonunda buzdolabımın kapağındaki peluş balık magnetlerden birini atmaya karar verdim.Ve zebra balığımı oğluşuma kurban ettim.Önce şaşkın şaşkın baktı.Daha sonra kendinin bir kedi onunda bir balık olduğunu anlayınca patileri ile vurmaya sonra itmeye başladı.Artık onun peşinde koşturup duruyordu.Çok uzaklaşırsa yada gözümün önünden kaybolursa bu seferde balığını ağzıyla alıp tekrar göz önünde bir yere koyup yeniden oynamaya başlıyordu.Bebek olduğu içinde zaten çok hareketliydi.Bizim yattığımız saatler o evin içinde patır kütür minik zebra balıkcığının peşinden koşup duruyordu.Babası çok kızsada ben hiç dayanamıyordum.O balığı o kadar sevmiştiki mama yerken yanına, su içerken mama kabına gözünün önüne koyardıki annesi gelip onu kaldırmasın diye.Hatta bazen o kadar hararetli oynuyorduki kanepenin altına atardı bi bakmıssın o kocaman göbişinin ite ite zar zor girer kanepenin altına çıkartırdı.Daha ince bi yere girdiyse gelir yanıma "miyiv-mıyıv" der döner gider.ilgilenmezsem ikincide gene "miyiiiivvv-miiyyiiivvv" der döner gider.Üçüncü böyle dördüncü böyle olunca bende dayanamam giderim peşinden bakarım bu eğilmiş bişeyin altına bakıo yada tek patiyi uzatıp çıkarmaya çalışıyo gene olmuyo.Oğlum altına bişeymi kaçtı diyince bi daha bakıyo neyse derken çıkartıyorum komdinin altından sonra deli gibi gene başlıyo balığı kovalamaya.Bir akşam yatıcaz artık ben balığı arıyorum,saklıycamki gece gürültü yapmasın diye.Arıyorum her yere bakıyorum ama bir türlü bulamıyorum.Bide daha garibi oda benimle birlikde arıyor balığını her yere bakıyoruz ama bir türlü bulamıyoruz.Artık umudu kesip yatmaya giderken.Banyoya uğruyorum.Ve dişlerimi fırçalarken kum kabında bi karaltı gözüme takılıyor.Ne? mi dersiniz.Tabiki bizim zebra balık anne almasın diye en güvenli yere tuvalet kabına gömmüş.. İşte böylede alemdir benim oğluşum daha ne anılarımız var.Ve merak ediyorsanız söylim o balık hala sağlam ve hala onunla oynamaya bayılıyor.....

2 Nisan 2010 Cuma

Yeni annemi kabulleniş




İlk bahar günü büyük sancılarla kuytu bir köşede gözlerimi dünyaya açtım.Hiç birşey göremiyordum ama annemin sıcaklığını hissedebiliyordum.Annem kimseyi yanıma yaklaştırmıyordu.Benim dışımda 3 kardeşim daha oldu.Zaman geçtikce herşeyi daha net görebiliyordum,sürünmekden yürümeye başlamamıştım.Her haftasonu bana bakmaya beni görmeye gelen biri vardı.4 kardeşden sadece bana takılmıştı gözleri,annem iyice sıkılmış bir an önce uzaklaşıp gitmek istiyordu,zaten annemle aramızda 8-9 ay vardı sanırım.Haftalar sonra o her haftasonu bana bakmaya gelen kadın beni sevgi ile usulca kollarına aldı.Bense anneme beni bırakma diye bağırıp kardeşlerimle oynamak istiyordum.Ama nerden bile bilirdimki yeni annemin o olucağını.
O gün beni önce beyaz önlüklü adamların yanına götürdü.Ateşimi ölçtüler,iğne yaptılar bana çok ağlamıştım ve sürekli yeni annemin gıdığına saklanıyordum,iyice korkmuştum.Orda işimiz bittikden sonra beni eve getirdi.Herşeyimi önceden hazırlamıştı.
O gün ilk defa su ile tanıştım.Çok ağladım ama genede beni sevgi ile yıkadı,kuruladı,kuruttu,tüylerimi taradı ve göğüsünde uyuttu.O kadar mutluydumki bütün sakinlik benim fokurdama sesimle bozuluyordu.Bir ara kendime geldim ve artık bulunduğum ortamı keşfetmem gerekiyordu.Her yeri titrek ürkek bir şekilde kokladım.Galiba artık burda kalıcaktım.Herşey çok büyüktü yada ben çok küçüktüm.Akşam üstü yeni annem beni kucakladı.Boynuma kocaman bir kurdale taktı.Ve bana dediki ben sana aşığım lütfen sevimli gözük baba seni kabul etsin dediğinde yüksek sesle kapı çaldı.Ben yeni annemin kucağında şaşkın şaşkın bakarken içeri bir adam girdi.Sanırım bu benim babamdı.Anneme ben sana daha sonra kedi alıcaz demedimmi diyordu.Yeni annemin dedikleri aklıma geldi ve "miyiv-mıyıv" diye cılız sesimle bağırdım.Beni duydu kocaman elleri vardı.Beni kucağına alıp madem geldin artık burda kalıcaksın dedi.Zaten sevimliliğime dayanamıycağını biliordum.Ama ben kardeşlerimin ve annemin yanına gitmek istiyordum.Her gün ayrı bir yaramazlık yapıyordum.Ama yeni annem bana hiç kızmıyordu.Bir gece yanlarına aldılar beni bende tuvalet kabım yerine onların yorganına çişimi yaptım,sonrada kaçtım.Önce babam fark etti yeni anneme kızdı.Ama yeni annem o daha bebek olur böle şeyler dedi temizlemeye veririz halolur dedi ve beni korudu.Tabii o gece her yer çiş olunda ben gene yıkandım beni yıkarken yeni annem beni öpüyordu.Onu o zaman kabullendim.Ve bir dahada çişimi asla yatağa yapmadım..... :))Annecim seni çok seviorum...

26 Mart 2010 Cuma

Bu yazım canım oğluma....





Her zaman bir kedim olmasını istemişimdir,fakat kimse buna izin vermemiştir.11 Nisan 2009 bir yakınımızdan ilgilendiği kedilerin birinin 4 tane yavrusu olduğunu ve istersem bunlardan birnin benim olabiliceğini söylemişti.Yani o kadar heyecandan ben sadece bunu anlıyabildim.Hemen gittim 3 tanesi simsiyahdı yavruların bir tanesi tekirli beyazlıydı.Görür görmez aşk bu olsa gerek.Bir şeyi istemek için onu önce arzulamak tutku ile ona bağlanmak gerektiğini düşünenlerdenim ben. 23 Mayıs 2009 da oğlum tüm veteriner kontrollerinden geçtikden sonra evine geldi.Kimsenin onun geliceğinden haberi yoktu.Korkmuş,ürkmüş ve tedirgindi.Sanki her yerde annesini ve kardeşlerini arıyordu.Akşam babası eve geldiğinde boynuna kocaman bir kurdale ile onu karşıladık.Geri göndermeye kıyamadı.Bütün iş stresinin,hayatın yorgunluğunda bize bir renk ve tat oldu.Sonra birbirimize alıştık.O bütün gün evde ben iş yerinde,çalışırken onu o kadar çok özlüyorumki bir an önce akşam olsunda eve gidim diye saatleri dakikaları sayıyorum.Kapıyı açtığımda beni bekliyen,eve girdiğimde sarılmak için bacaklarıma sürünen,yemek için her türlü serseriliği yapan,uyumak için kucağına çıkan,banyo yapmak istediğinde küvete girip bana mırıl mırıl söylenen,şımarıklıklarıyla hayatıma renk katan canım oğluma bu yazım.İyiki benim oğlumsun....

23 Mart 2010 Salı

İlk yayın ilk heyecan.....

Öncelikler herkese merhaba...
Bu benim ilk yayınım olacak dolayısıyla da sizinle paylaştığım ilk heyecanım...
Açıkçası böyle bi blog sitesinde yer almayı hiç düşünmemiştim, sevgili dostum <strong&gt;celebi74</strong&gt; sayesinde etrafımızda tanıdığımız herkesin bir blog sayfası oldu.Şimdi herkes benim gibi ne yazıcam ne koyucam ne paylaşıcam diye düşünüyor.Bakalım ortaya neler çıkacak.Ben bile merak ediyorum.
Gerçi 20 mart 2010 cumartesi sabahı katıldığım ilk blog buluşması etkinliğinde blogcular sağ olsun çok fikirler ve kendilerinden örnekler verdiler.Çünkü herkes birbirine sorarken blogunuz ne üzerine diye ben ve kuzenim hiç bir şey diyemedik.Herkes en zevk aldığı kendini rahat hissettiği mutlu olduğu hobileri yapıyordu.Kimileri çok güzel yemekler-pastalar-çörekler yaparken,kimileride el becerilerini,bazıları hayatın en özel anları ölümsüzleştirip her birinin hikayesini okuyanların içine işletiyor,kimileride hayatının belki en özel anlarını- en paylaşmadığı duygularını-hayatta yaşadığı hayal kırıklıklarını yazıyor hatta yazarak rahatlıyordu.Demekki herkes hayatındaki sevdiği ne varsa bu bloglarda yayınlı yordu.O zaman herkesin ortak duygusu sevgiydi.Bende böylece en sevdiğim şeyin ne olduğunu düşündüm.Ve karar verdim.Ama ne olduğunu söylemiycem :) Bir dahaki yazıma süpriz olsun.Herkese şimdiden teşekkürler...

12 Mart 2010 Cuma

hoşgeldiniz

fıstığım ve pati... blogunuz hayırlı uğurlu olsun..

güzel günler güzel yayınlarda hep mutlu olun..

sevgiler.. celebi74