19 Aralık 2011 Pazartesi

Oğlum orada yatılırmı??

Geçtiğimiz hafta perdelerim geldi. Bayağ büyük bir süpriz oldu benim için.Akşam işten gelip kapıyı açınca oğlum her zamanki gibi attı kendini halının üstüne bir güzel öpüştük sarıldık koklaştık.Sonra gözüm kolidordaki pati beyin yatağına sabah işe giderken yatak odasında kaloriferin önünde bıraktığıma emin olmama rağmen,bunu ben buraya nasıl çıkardım diye bayağ bir düşündüm.Pati ile oynaşmamız bittikden sonra ellerimi yıkadım,doğru mutfağa attım kendimi yiyecek birşeyler hazırlamak için fakat aklımın bir kısmı hala patişin yastığındayken bir baktım mutfak masasının üstünde bir kaç torba kuru bakliyat var.O anda eve annemin geldiğini anladım.Derin bir oh çekip bunamadım diye sevindim açıkcası :)

16 Aralık 2011 Cuma

4 Kişiye, özel tasarım ayakkabı hediye ediceklermiş neden 1 tanesi ben olmim??

Bir kedilere, birde ayakkabılara aşığım ben aslında...
Bugün bloglar arasında dolaşırken stildirektörü'nün blogunu keşfettim.
Ve okuduklarım beni heyecanlandırdı.
Düşündümde X çift ayakkabım olsada hiç  özel tasarım bir ayakkabım olmadığı dikkatimi çekti.
Sonra tasarlanmış modelleri gördüm ve çok beğendim. Neden benimde olmasın ki...
Dedim katıldım,yayınladım, yazdım, beğendim,bayıldım ve başvurdum.
Eğer sizde benimde olsun derseniz;

15 Aralık 2011 Perşembe

Miiyuuuvvv çok kedi olasım geldi....

Eeee ev yeni,eşyalar yeni,her şey yeni iken... Neden oğluşumun eşyaları eski olsun dedim ve kendimizi geçtiğimiz hafta petshopun önünde bulduk. Neler vardı neler.. Benim bile tırmalayasım,tırmanasım ve hatta kıvrılıp yatasım geldi. Gerçi benim oğlum benle yatakta yatıyor,tırmalama ipindense koltukları kaşla göz arasında tırmalamaktan daha çok zevk alıyor olsa da artık buna bir dur demek gerekiyor. En azından 3-5 sene bir zarar gelmeden kullanmak lazım diye düşünsemde 1,5 ayda o kadar dikkat etmeme rağmen koltuklarımın kenarlarındaki minik tırnak izleri gözümden kaçmadı değil. O kadar eşek oluyor ki bazen kıskandığında yada beni sinir etmek istediğinde gözümün içine baka baka geriliyor ve tıkır tıkır takıyor.Oğlum...Ne yapıyorsun sen?Çekil oradan diyene kadar olan oluyor tabii.

13 Aralık 2011 Salı

Bölüm 3: Sonunda tadilat bitti.İşte oğlumla yeni evimiz...

2 aya yakın süren tadilat işleri bitti en sonunda. Nasıl bitti bide siz bana sorun :) Zor,yorucu,sıkıntılı ve stresli bir dönemdi bizim için ama her güzel şeyin bir zorluğu olurcasına dişimizi sıktık ve güzel evimize yerleştik. Gerçi herkesin evi kendi için güzeldir. Güzel olmasının sebebide insanın kendini oraya ait hissetmesi bulunduğu yeri benimsemesi ve sevmesi ile alakalıdır aslında. Benimkide sevgi, emek, arzu ve tutku yaptığım çalıştığım yorulduğum için belkide ayrı bir seviyorum evimi. Çünkü içindeki herşey bana ait hepsi için tektek uğraştım.Gerçi sevgili annemde bana çok yardımcı oldu bu konuda ne kadar bazı konularda çatışsakta sonunda hep ben ne istiyorsam o olsun diye uğraştı. Canım annem benim varlığını bilmek bile güzel.İyi ki annelerimiz var...
Sonunda öyle böylede olsa yerleştik oğlumla evimize... Taşındık,yaşamaya başladık ama hala eksiklerimiz var. Zaten evin eksiği hiç bitmez o yüzden onlarıda zamana yaymaya karar verdik. Bu ev bizim için yeni bir hayata başlamanın 5. adımı oldu. Eminimki ilk 4 adımı merak ettiniz ama sölemiycem siz tahmin edin :) Beni en çok mutlu eden adımlardan biriydi bu 5.adım. Aslında adımı atmak değildi mutluluk atılan adımın sonunu getirip. Sonrada oturup o adımın sonucunu uzaktan seyretmekti aslında mutluluk. Başarmak ve bir şeylerin sana ait olduğunu bilmek,onun için emek vermek,yorulmak,düşünmek bile ayrı bir zevkti.Bu zevkide sonuna kadar yaşamak hakkını vermek lazım tabii.Tabii ki hakkını verdim.Evin bitmesi şerefine patlattım şampanyayı ve evimi seyrede seyrede içtim.
Ama daha güzeli yeni yaşımı yeni evimde kutlamak oldu benim için. İşte hayatımda yeni bir sayfanın yeni başlangıcı olan yeni evim ....

Misafir Odam...            
                                                                   Yatak Odam......

2 Aralık 2011 Cuma

Bölüm 2 : Yoktum çünkü tadilat başlamıştı...



 Evet evin o şok edici halini görünce açıkçası koyu renkler görmek istemedim. Arkadaki 3 odaya açık renk laminant parke yapmaya duvarları da  filli boya lületaşı rengini bir ton daha beyaz ile açtırarak olabildiğin açık bir renge boyattım.

22 Kasım 2011 Salı

Ama böylede uyunmaz ki....

 Eeee havalar soğudu malum herkes üşüyor artık. Tabii benim oğlumda üşümeye başladı. Ananesi yüzünden kışa girmeden bir daha traş olmak zorunda kaldı çünkü.   Bu sefer daha hızlı uzasın diye tüyleri 3 numara kestirdim. Bide çirkin kesmişler bu sefer,çöp adam Cin Ali'nin kedisine benzemiş. Kocaman yusyuvarlak bir kafa iki tane düğme göz, yuvarlağın üstüne iki küçük üçgen kulak birde uzun bıyıklar uzaktan da baksam yakından da baksam Cin Ali'nin kedisi. Yapacak bir şey yok tabii  ananeden azar işitmektense böyle olması hepimiz için daha iyi. Ama bu sefer de yerler soğuk hava soğuk gece üşüyor tabii benim oğlum. Her gece yatma saati hadi yatıyoruz deyince benden önce gidip yorganın üstüne çıkıyor.

Bölüm 1: Uzun zamandır yoktum ama neden yoktum....




İlk bahardan beri ikamet ettiğim annemin evinden artık taşınma zamanı gelmişti. Ne kadar annemde olsa ev ev üstünde olmuyor kesinlikle.Sanırım Eylül gibiydi taşınacağım evin durumunu gördüğümde yaşadığım şoku size, kimseye hatta kendime bile anlatamam. Ama genede denemek istiyorum.

MİYUU'ya ne oldu merak eden yok mu??


Miyuu bildiğiniz gibi onu bulduğumda çok hasta ve bitkindi. 6 güne yakın veterinerde kaldı. Her gün ziyaretine gittim. Beni her gördüğünde sevimlilikler yapıp hadi beni artık buradan götür der gibi bende her seferinde tamam kızım bugünde kal yarın çıkartacağım seni diye teselli edip başını okşuyordum.6. cı günün sonunda o iyileşmişti ve benim onu almam gerekiyordu. Ben günler öncesinden başladım ona ev aramaya ama bir türlü onu isteyen kimse çıkmadı. Onu tekrar sokağa bırakmak tekrar öl demek gibi birşeydi. Eve götüremiyordum.Çünkü bende annemle kalıyordum ve kendi kedim vardı.Onun gelmesi demek 3.müzün birden kapı önüne konması demekti.Kendi evime yapım aşamasında olduğundan oraya da götüremezdik. En sonunda kuzenim blogdayaparımkariyerde nin aklına çok güzel bir fikir geldi. Amcasının ufak bir pet shopu vardı. Ona götürüp 2-3 gün bakmasını rica ettik. Bizde o sırada ona ev aramaya devam edecektik. Her gün gidip görüyorduk. Her gidişimizde de belki biri almıştır diyorduk. Ama her seferinde bizi boynu bükük bakışları ve kocaman göbeği ile bekliyordu kafesinde. O kadar çok mama yemeye başlamıştı ki. Biz onun tekrardan aç kalacağım,gene sokaklara döneceğim korkusu ile önüne ne konursa yemeye başladığını düşündük. O 2-3 gün birden 2-3 haftaya dönüştü. Ve bir gün gittiğimizde artık kutusunda yoktu Miyuu . İçimizi bir hüzün kapladı. Bize kutusundan dışarı çıktığını oynarken de yola çıkıp arabanın altında kaldığını söylediler. Ne kadar acı verici bir haberdi. Belki onu olduğu yere geri bıraksaydım iyileşince şu an yaşıyor olabilir diye düşündüm bir an.Sonra birden şaka dediler,nasıl bir şaka ise artık... Fakat sonra öğrendim ki hostes bir bayan ve eşi onu çok sevmiş. Bayanın annesinin evinde 3 tane kedisi varmış. Kedileri çok severmiş. Ama kendinin kedisi yokmuş.Bu minnoşunda hikayesini öğrenince dayanamamış ve almışlar. Miyuu'yu taşıma kutusu yerine gıdığının altına koyup sarıp sarmalayıp evine götürmüş. Artık miyuu onu seven ailesinin yanında sıcak yuvasında sevgi ile büyümeye devam ediyor. Darısı diğer minnoşların başına .... (Merak etmeyenin güzel haberlerini alıyorum aile ile tanışamasam da  takip altında )

29 Eylül 2011 Perşembe

MiYUU ile tanışmamız... (BU MİNİĞE ACİL YUVA ARIYORUZ)


Geçtiğimiz pazar Balım Nilgüşümü evinden almaya gittim. Bütün pazarımızı oğluşumla yeni taşınacağımız ev için mutfak ve banyo çözümleri için yapı marketlerde geçirmeye karar vermiştik. Sanırım saat 12 civarlarıydı Nilgünümün evinin önüne gittiğimde. Otopark girişinin önünde siteye ait çöp konteynerlerinin yanında öylece yatan minicik tekir rengi yavru kedi bir anda dikkatimi çekti.İnsanlar,arabalar yanından öylece geçip gidiyorlardı.O ise sadece yarı kapalı gözleri ile gelip geçenlere bakıyordu. Dostumu bile gözüm görmedi bir an sanki kitlenmiş gibi arabayı olduğu yerde bırakıp, ona doğru yürümeye başladım.Yanına gitmeden daha gözlerim dolmuştu.Güvenlik o minicik kedinin önüne bir parça beyaz peynir bırakmıştı.Ama miniğin onu yemeğe hali bile yoktu. Yavaşça yanına gidip ona seslendim.Gözleri akmış ve beyaz bir tabaka ile kaplanmıştı.Burnu akmış ve muhtemelen tıkanmıştı. Yanımdan geçen insanların garip,hastalıklı bakışları altında onu kaldırmaya çalıştım.Fakat o kadar minik,çaresiz ve açtı ki bıraktığımda tekrar yere uzandı. Öyle çok üzüldüm ki. Bir an ne yapacağımı bilemedim. Balım Nilgünüm hemen güvenlikten küçük bir kutu buldu. Miniği kutunun içine koyduk.Ve hemen oğluşumun veterinerine götürdüm. Yolda kısık,ince sesiyle miyuu,miyuu diye bağırıyordu. Dedim ki bunun adı MİYU olsun.Yol bir an o kadar uzun geldi ki sanki hiç varamayacakmışız gibi. En sonunda veterinere ulaştık.Serum takıldı,gözleri temizlendi,aşıları yapıldı, antibiyotiğe başlandı.Sevgili Veterinerimiz Tuğba 3-5 güne toparlar dedi. Ve onu güvenli ellere bırakıp işlerimizi halletmeye gittik. Sonra akşam tekrar uğradığımda. 3 Haftalık minik bir kız olduğunu öğrendim. Akşam kendine gelmişti.Tedavisi bu akşam bitiyor.Artık sağlıklı bir yavru,saat 6 da çıkacak veterinerden inşallah güzel bir yuva bulabilirim bu kıza. Şimdi sağlıklı aşılı tek eksiği sevgi... :(

22 Eylül 2011 Perşembe

EKS mutfak akademisinde misafirlikte...

Geçtiğimiz hafta sonu farklı bir etkinliğe hemde oğluşumsuz katıldım.Katıldığım etkinlik aslında daha çok yemek bloglarını ilgilendiren bir etkinlikti. Sağolsunlar www.tarifrehberi.com ve www.nilgunkomar.blogspot.com sayesinde katıldım.Çok güzel insanlar tanıdım sayelerinde hepsine çok teşekkür ederim.
Bana gelince açıkçası bu kadar ustanın,şefin ve bu işe gönül verenlerin yanında olup da süper yemek yaparım diyemiyorum.

Fakat çalışma hayatından ve eski ev hanımlığı tecrübelerime dayanarak hızlı,pratik ve lezzetli yemek yaptığımı söylerler. Ama genede onların yanında ben pek bir şey söylemesem çok daha iyi olur. Biraz buluşmadan bahsetmem gerekirse; tüm

bloggerlar ile buluşma saatine geç kalarak ta olsa EKS Mutfak Akademisinde buluştuk. Onlar buluşup çoktan sohbet etmeye yeni projeler üretmeye başlamışlardı. Şefimiz Eyüp Kemal Sevinç kendi bilgilerini, yaşadıklarını,tecrübelerini ve yapmak istediklerini soluksuzca güneşin altında tüm bloggerlara anlatıyordu.O anlattıkça hepimiz heyecanlandık. Çünkü bu hayatta ki en güzel şey hayata karşı bir şeyler üretmek, ortaya koymak, bunu insanlarla paylaşmak ve sonucunda birilerine yardım etmek yada birilerini hayallerini gerçekleştirmek.Aslında gerçekleştirdiğimizin kendi hayallerimiz olduğunu görmek çok güzel bir duygu. Artık bunun için elimizden ne gelirse yapacağız.

Şimdi en güzel kısmına geliyorum. Birbirinden lezzetli yiyecekler vardı.Her blogger bir şey hazırlayıp getirmişti.Yapılanların önünde resim çekildi fakat ben en arkada olduğum için gözükemedim :) ama herşey çok güzeldi.Sonrasındaki samimi sıcak sohbetler... Bundan sonra her ay buluşacağız ve ben size oğluşumsuz da bir şeyler yazacağım.Genede belli olmaz oranın kocaman bir bahçesi var belki onuda götürürüm ;)

Tabii sohbetlere ama zaman geçince kalkma vakti de gelip çattı tabii tam kapıdan çıkarken

sponsorlarımızın hazırladığı KOSKA ve SİNANGİL UN'la

rının süpriz hediye paketleri ile bizi uğurladılar.



EKS Mutfak Akademisine, Eğitmen Şefimiz Eyüp Kemal Sevinç ve diğer şeflere, KOSKA'ya,SİNANGİL UN' larına, Tarifrehberim.com (Mehtap Güzey),Balım Nilgunkomar.blogspot.'a ve emeği geçen herkese çok teşekkür ederim...

26 Ağustos 2011 Cuma

İnanamıycaksınız :))



Bilmem biliyormusunuz ama benim ki yaramazlık ve muzurlukta bir numara üstüne daha fena bir patiş daha görmedim. En sevdiği muzurlukta bütün oyuncaklarını koltuk altına atmak ve sonrada onları oradan çıkarmak için ince ve dar olan koltuğun altına girmek. Aslında altına girmesi de problem değilde ben en çok sıkışıp oradan çıkamayacak diye korkuyorum. Çünkü oğluşum hem uzun boylu hemde 7,5 kilo böylede olunca kendini o 10cm lik yerden ıkış tıkış koltuğun altına öyle bir sokuşturuyor ki ne dönecek yeri ne de hareket edecek alanı kalmıyor, daha da fenası oyuncağını da çıkartamıyor.Fakat bir şekilde kendini soktuğu gibi her seferinde oradan çıkartmasını beceriyor en azından.

Ben ise her seferinde aman sıkıştı, aman bir yerine bir şey olacak diye peşinde dolaşıyorum.
Ama kim takar anneyi... akıl muzurluk, yaramazlık peşinde tabii...
Bir gün artık dayanamadım. O koltuğun altında ne durumda ne yapıyor nasıl çıkıyor fotoraflamak istedim ve inanın haline inanamadım... Bakalım siz inanabilicekmisiniz ??? :))

23 Ağustos 2011 Salı

Kirlenmek güzeldir,temizlenmek yorucu :))





Temmuzun son haftasını annem iş seyahatine gideceği için babamda geçirmek zorunda kaldım. İlk başta gitmemek için çok ağladım.Ama annem yalnız başıma 4 gün evde kalamayacağımı söyleyince mecburen babama gittim (Laf aramızda babamı da çok özlemiştim). Eve ilk girdiğimde etrafta çok ses vardı,biraz ürktüm ama sonunda alıştım.4 gün oldu 7 gün hiç gitmek istemedim. Babam bana sürekli ıslak mama aldı :) Annem haftada 2 kere alıyor halbuki... Ama olsun ikisini de çok seviyorum ben :) Mamamı yedikten ve bütün muzur yerlere girip kirlendikten sonra babamın karşısındaki puf da serin serin temizlenmek yorucuydu....

8 Temmuz 2011 Cuma

Dünden bugüne minik bir masal Tavşi ile 2 kırmızı başlıklı kız :))


Bir varmış bir yokmuş... Günlerden 7 Temmuz tarihlerden 2011 miş. Bembeyaz bir tavşi kırlarda sepeti kolunda gezip oynarmış.Tavşi o kadar beyaz,o kadar güzel,tatlı ve sevimliymiş ki her gören tavşiyi evine götürmek istermiş.Bir gün tavşi ormanda yürürken 2 tane kırmızı başlıklı kız görmüş ve şaşırmış.Çünkü bildiği masalda bir tane kırmızı başlıklı kız varmış. Tavşi düşünmüş taşınmış ve demiş ki :Bunlardan bir tanesi kesin hain kurt ve beni yemek istiyor.Hemen bir şeyler yapıp gerçek kırmızı başlıklı kızı bulmam lazım demiş. Kocaman bir ağacın dalına çıkıp oturmuş ve aşağıya 1 tane nutella sallamış (gerçek kırmızı başlıklı kız çok severmiş), 1 tanede cordon blue (hain kurtun ev sevdiği yemekmiş bir otutşunda 3tane yermiş), ve beklemeye başlamış... en sonunda kırmızı başlıklı kızlar gelmiş.... Tabii ki gerçek olan sağdaki kırmızı başlıklı kızmış...Hain kurtta bütün akşam mide şişliğinden patlamış.... Bu masal böle bitmiş... Herkes sonunda mutlu olup evine gitmiş :)))














Bu hikayeyi çok sevdiğin dostum Nilgün ve onun minik örgü tavşanı Tavşi ile canım arkadaşım Burcu'ya benden armağan olsun. İyi ki varsınız... :)))

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Son Osmanlı Yandım Pati'den tv keyfi :))




Çok uzun zaman sonrada olsa yeniden yazmak güzel... Uzun zaman diyorum çünkü marttan bu yana 4 ay olmuş.Bu 4 ayda çok şey değişti.Ben ve oğlum yeni bir hayata,yeni bir eve ve farklı bir hayata adım attık.Yeni evde ananemizde var.Bu yüzden alışması bayağı zor oldu,ama alışınca da ortaya çok değişik bir o kadarda keyifli anlar çıktı.İlk başlarda her yeri kokladı,hep tedirgin,hem kucağımdaydı.Ananenin yanına gitmiyordu.Anane ise kedi mantığıyla her çağırdığında kucağına otursun kendini sevdirsin istiyordu,istediği olmayınca da kendime sırf sizin yüzünüzden bir kedi alacağım diyordu.Halbuki her kedinin bir karakteri var ve o istemediği sürece ona bir şey yaptırmak mümkün değildi. Bunu da ananesine 1 ay içinde öğretti. Şimdi hala kucağına gidip oturmuyor ama en azından bacaklarına sürtünüp kendini sevdiriyor.Yeni evini iyice sahiplendi tabii....

En enteresanı da kendine tekli berjer bir koltuk seçip sürekli akşamları oradan televizy
on seyretmesi ve koltuğuna da kimsenin oturmasına izin vermemesi özellikle de akşamları :) Oraya çıkıp oturup resmen şekerleme yapıyor televizyon karşısında yaşlı adamlar gibi.İnanmıyorsanız resimlere bakın... :))

22 Mart 2011 Salı




Günler sonra,aylar sonra hatta seneler sonra desem yeridir.Yeniden ben ve oğlum döndük diyebiliriz. Çok uzun zaman olmuş yeni maceraları yazmayalı. Oğluşum büyüdü 11 Nisanda 2 yaşına girecek.Daha ağır daha oturaklı oldu ve tabii arada yaramazlığa devam ama o kadar da önemli değil.Yaşından olsa gerek büyük adam edalarında bu sıralar...işten eve geldiğimde beni kapıda karşılıyor ve hemen yatıp koca,pufidik,tombul göbişini açıyor önce hoş geldin öpücüğü sonra hadi bana ıslak mama koy diye mutfak kapısının önünde bir bekleyiş bir mırıldanma o kadar söyleniyor ki artık sus dermişcesine mecburen ıslak mamasını veriyorum.Ben yemek hazırlarken o yalanıyor, sonra tv karşısındaki sehpanın üstüne çıkıp televizyon seyretmeye başlıyor. Sanki bütün gün çalışmış bir baba edasında geçiyor tv karşısına bir pijamalarını giymiyor işte ah ah çok alemler.Tv kapanırsa söyleniyor önünden geçince pıhlıyor.Ve en sonunda da istediğini yapıyor. Allah'dan seçici genelde aynı şeyleri seyrediyoruz. O yüzden şanslıyım :))